The Witcher 3: Wild Hunt – Blood and Wine İncelemesi

Oyun Yunus Emre 127 views

Geçtiğimiz senenin en başarılı RPG oyunu seçilen The Witcher 3 geçtiğimiz günlerde yeni indirilebilir içeriği Blood & Wine ile tekrar bilgisayarlarımıza ve oyun konsollarımıza konuk oldu. Açıkçası The Witcher 3: Wild Hunt herhangi bir DLC olmadan bile inanılmaz uzun bir oyun süresi ve varlıklı bir içerik sunuyordu. CD Projekt Red herhangi bir indirilebilir içinde ne olduğu geliştirmese de The Witcher 3’ü sıkılmadan yeniden tekrar bitirmeye çalışabiliyor, hikayenin farklı sonlanmasına şahit olabiliyorduk. Tabi bu iş aylarımızı alıyordu. Şimdi ise CD Projekt Red bizi bilgisayarlarımızın veya oyun konsollarımızın başına kilitlemek için son darbeyi vurdu.

The Witcher 3: Wild Hunt – Blood and Wine yine saatler devam eden bir oynanış süresi sunuyor. Firmanın daha önceden yayınlamış olduğu Herts of Stone içinde ne olduğu de geniş kapsamlı bir içerikti; fakat karşılaştırmak gerekirse Blood and Wine’ın daha da büyük bir DLC olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Blood and Wine alışageldiğimiz DLC kalıplarının da dışına çıkıyor. Normalde DLC’lerde minik kozmetik değişiklikler, farklı tabanca ve ekipman seçenekleri ve minik görevler gibi eklentiler ücretli olarak oyunculara sunuluyor. Bu anlamda değerlendirirsek Blood and Wine bir genişleme paketi olarak nitelendirilebilir.

The Witcher 3 Blood and Wine’da karşımıza tamamen yeni bir harita, bol sayıda yan görev, yeni silah, zırh ve ekipmanlar, görsel rötuşlar, arayüz geliştirmeleri, oyun mekaniklerinde önemli yenilikler gibi şeyler çıkıyor. Bu incelememizde de bütün bu yenilikleri detaylı olarak inceleyeceğiz.

The Witcher 3 Blood and Wine Hikayesi

The Witcher 3 – Blood and Wine’ın konusunda canavar avcılığındaki ustalığıyla tanınan kahramanımız Geralt of Rivia bu uzmanlığı nedeniyle özel bir vazife için Toussaint adlı bölgeye yolculuk ediyor. Esrarengiz bir şekilde ortaya çıkan cesetler ve önlenemeyen seri cinayetler üzerine yukarıdaki resimde görebileceğiniz bölgenin düşesi bizlere haber gönderiyor ve geçmişte ziyaret etmiş olduğumuz bu ilginç topraklara yeniden adım atıyoruz.

The Witcher 3: Wild Hunt – Blood and Wine’ın hikayesinin oyunun ana hikayesiyle bağlantılı olmadığını belirtmekte yarar var. Bu da kahramanımız Geralt of Rivia’nın haricinde Yennefer, Triss ve Ciri benzer biçimde oyunumuzun öteki güçlü karakterleriyle karşılaşmayacağımız anlamına geliyor. The Witcher 3’ün bundan önceki indirilebilir içinde ne olduğu Hearts of Stone ise ana hikayeyle çok ilginç ve ince bir bağlantı taşıyordu ve bu da Hearts of Stone’un bir fazlaca dikkat çekici bir hikaye zincirine haiz olmasını sağlıyordu. Fakat maalesef ki Blood and Wine bu tür bir ilişkiye sahip değil. Bu durumun bir eksi puan olup olmadığı tartışılabilir ama açıkçası ben öykü anlamında daha derin bir yapının eksikliğini hissettim. Her neyse ki Blood and Wine bu eksikliği kapatabilecek özelliklere de sahip. Anlaşılan o ki Hearts of Stone’da hikayeye ağırlık veren CD Projekt Red, Blood and Wine’da oyunun farklı yönlerinde yenilikler sunmayı tercih etmiş.

Toussaint

The Witcher 3 – Blood and Wine’da ziyaret ettiğimiz Toussaint tamamen yeni bir harita. Bu bölge Velen’in güneyinde içeriyor ve büyüklük olarak Velen’in yüzde 60’ı civarında. Fakat ilk oyunda olduğu benzer biçimde haritanın her köşesine keşfedilecek biroldukça farklı yer serpiştirilmiş:

Kontların, düşeslerin, süslü hitapların ve iyi şarapların anavatanı olan Toussaint bizlere orijinal oyundan alışık olduğumuzdan farklı bir oynanış tecrübesi yaşatıyor. Hatırlanacağı üzere Withcer 3’te güzın ve kışın renklerinin hakim olduğu, karanlık bir atmosfere haiz bölgelerde maceramızı sürdürüyorduk. Toussaint’in ise bizlere baharın ve yazın renklerini sunduğunu söyleyebiliriz. Oyundaki renk paleti geliştirilirken etrafımızda daha canlı bir nebat örtüsü görebiliyoruz.

CD Projekt Red Toussaint’i tasarlarken emek harcamaktan kaçınmamış. Geliştirici bu indirilebilir içerikte ilk oyundaki yapıları kopyalayıp yapıştırma yöntemine de başvurabilirdi; fakat bunun yerine karşımıza tamamen sıfırdan tasarlanmış yeni bir açık dünya, kendine has mimariye sahip yerleşim yerleri çıkıyor:

Toussaint’in görünümü orijinal Witcher 3 haritasıyla karşılaştırıldığında biraz renkli gelebilir; fakat bu yapı yeni içeriğin hikayesi ve altyapısı göze alındığında hiç de sırıtmıyor. Ek olarak CD Projekt Red’in bize Witcher 3 içinde farklı bir deneyim yaşatma konusunda başarılı bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Doğrusu ortada Geralt Harikalar Diyarı’nda havası yok, daha çok sağlam bir temele oturtturulmuş bir içerik var.

Oynanış

The Witcher 3 – Blood and Wine”ı oynamaya başlamadan önce oyunculara nasıl bir başlangıç yapacakları soruluyor. Eğer oyunu önceden oynayıp ara verdiyseniz ve kahramanınız belli bir seviyeye sahipse bu kahramanınızla yeni içeriği oynamaya başlayabiliyorsunuz. Bunun yanında oyunu ve kayıt dosyalarınızı sildiyseniz ve bütün hikayeyi baştan sona oynayacak kadar zamanınız yoksa Blood and Wine size kafi seviyeye haiz bir kahraman oluşturuyor ve bu kahramanı seviyesine uygun tabanca ve ekipmanlarla kuşatıyor. Bu sayede Blood and Wine’ı oynayabilmek için ana hikayeyi tamamlama ve kahramanınıza seviye atlatma dertlerinden kurtuluyorsunuz.

Blood and Wine’da ana görevin yanısıra yine bolca yan vazife seçeneğine sahibiz. Bu yan görevleri tamamlamak saatlerinizi alıyor. Yan görevler canavar avları, hazine avları ve küçük alternatif hikayeler şeklinde sınıflandırılabilirler. Bunun yanında orijinal oyundan alışık olduğumuz Gwent görevleri ve sokak dövüşleri yine karşımıza çıkıyor. Fakat at yarışları maalesef ki Blood and Wine’da karşımıza çıkmamakta. At yarışları para kazanabilmek için önemli bir kaynak olsa da Blood and Wine bize para kazanabilmek için alternatif seçenekler sunuyor. Gwent oyunlarında daha yüksek oranda bahisler yaparak daha çok para kazanabiliyoruz. Ayrıca görevlerden de daha fazla para kazanmaktayız.Vazife çeşitliliği anlamında Blood and Wine iyi bir iş çıkarıyor. Birbirini yine eden görevler yerine kendilerine özgü minik hikayelere sahip görevler oyuna duyduğumuz ilgiyi canlı turuyor. Hatta bazı görevler absürdlük sınırlarını bile zorlamakta:

Blood and Wine’da karşımıza çıkan düşmanlara göz attığımızda CD Projekt Red’in bu anlamda birazcık tembel davranılmış olduğunı belirtmekte yarar var. Orijinal oyundan alışık olduğumuz canavarlar ve düşmanlara gene rastlayabiliyoruz, bunun yanında birkaç yeni düşman türü de karşımıza çıkıyor. Fakat oyundaki düşmanların büyük bölümü ya orijinal Witcher 3’teki düşmanların ufak farklılıklara haiz versiyonları şeklinde yahut serinin daha önceki oyunlarında cenktığımız düşmanlar şeklinde.

Zorluk seviyesi anlamında da yeni indirilebilir içerik orijinal oyundan çok büyük bir değişiklığa haiz değil. Varsayılan zorluk seviyesinde iksirlerinizi, bombalarınızı ve yağlarınızı bile kullanmaya gerek kalmadan biroldukça savaşı kolayca kazanabiliyorsunuz. Eğer oyundan zevk almak istiyorsanız ve canavarlarla savaşırken tam bir bölüm sonu canavarı savaşı havası yakalamak istiyorsanız zorluk seviyesini yükseltmenizi tavsiye ediyoruz. Bu sayede harplar çok daha taktiksel bir halde aşama kaydediyor, bombalarınız, yağlarınız ve iksirlerinizi ihtiyaç duyduğunuz anlarda kullanmanız ve Beastiary’den düşmanınızın zayıflıklarını öğrenmeniz gerekiyor. Kalabalık düşman gruplarına Malkoçoğlu edasıyla dalmadan önce de biraz düşünmeniz ve strateji geliştirmeniz yararınıza oluyor.

Blood and Wine’ın oynanış anlamında getirdiği en büyük yenilik yeni mutasyon seçenekleri. Bu yeni mutasyon sistemi yardımıyla canavalardan toplamış olduğunuz mutagenler ve standart nitelikteki mutagenler ile boştaki yetenek puanlarınız değerleniyor. Witcher 3’ü bitirdikten sonrasında bu mutagenler ve kabiliyet puanlarını harcayacak yerimiz kalmadığı için bir köşede duruyorlardı. Eğer orijinal oyunu hemen hemen bitirmediyseniz bu mutagenleri atmamanızı, kabiliyet puanlarınızı gereksiz yeteneklere harcamak yerine saklamanızı tavsiye ediyoruz. Yeni eklenen mutasyon seçenekleri size büyü güçlerinizi, kılıç kullanma yeteneklerinizi ve simya yeteneklerinizi geliştirme olanakı vermekte. Mutasyonları aktifleştirmek ise belli miktarda greater kalitede mutagen ve kabiliyet puanı gerektiriyor. Oyuncular Mutasyonları aktifleştirdikçe standart yetenekler için de ek yetenek yuvaları açılıyor.

Blood and Wine’ın ilginç bir yeniliği de artık kendimize ilişik bir eve sahip olacak olmamız. Yıllar devam eden göçebe yaşamının peşinden Geralt da yerleşik hayata geçip bahçesine domates, patlıcan ekerek emekliliğinin keyfinı çıkarmayı tercih ediyor. Hey gidi koca kurt… Şaka bir yana kendi evimize sahip olmamız oyunu bir Sims veya Farmville oyununa dönüştürmek yerine size harplarda ve açık dünya gezintilerinizde avantajlar kazandıran bir şey. Evinizi geliştirdikçe kazanmış olduğunuz bu avantajlar da güçleniyor. Simya bonusları, savaş kabiliyetleri kazanabileceğimiz bonuslar içinde.

Fakirhanenizi görevlerden ve yarışmalardan kazandığınız ödülleri, toplamış olduğunız özel tabanca ve zırhları ve hoşunuza giden resimleri sergileyebileceğiniz bir müze olarak da kullanabiliyorsunuz. Ayrıca daha önceden hanlarda yer edinen sandığınız Blood and Wine’da evinize taşınıyor. Evinizde bahçeye de sahipsiniz ve bu bahçede simyada kullanabileceğiniz özel bitkileri yetiştirebiliyorsunuz.

The Witcher 3 – Blood and Wine, Toussaint’e özel yeni tabanca ve zırh modellerinin yanısıra yeni bir Witcher seti, mevcut Witcher setleri için de bir üst seviye olan Grandmaster kalitesiyle birlikte geliyor. Ek olarak Witcher setlerini boyayabilmemiz de mümkün. Bu boyaları simya kanalıyla kendimiz yapabiliyoruz yada düşmanlarımızdan yahut sandıklardan toplayabiliyoruz.

Yeni ekipmanlardan düldülümüz Roach da nasibini alıyor. Roach’un görünümünü ve kabiliyetlerini ciddi derecede geliştiren seçenekler oyuna eklenmiş:

Blood and Wine ile birlikte karşımıza yeni bir Gwent destesi de çıkmakta. Skellige destesi Gwent karşılaşmalarına yeni dinamikler kazanmıştırrıyor ve bu kartları toplayabilmek için görevler tamamlamamız gerekiyor:

Arayüz

Arayüz anlamında yenilikler aslen Witcher 3 için gösterilen 1.21 yamasıyla karşımıza çıkmıştı ve bu yama da fazlaca kısa bir süre önce yayınlandı. Doğrusu uzun bir süredir Witcher 3 oynamadıysanız Blood and Wine ile beraber karşınıza yeni bir kullanıcı arayüzü çıkacak.

Envanter sisteminde karşımıza çıkan yeni sekmeler görünümü biraz daha derli toplu yapıyor:

Bu sekmelerde silahlar ve zırhlar ayrı, bombalar, yağlar ve iksirler ayrı ayrı gruplanıyor ve bu sayede aradığınız eşyaya daha kolay ulaşıyorsunuz. Ayrıca ekipmanlarınızı tamir ettirirken artık tek bir tıklamayla bir tek üzerinizdeki ekipmanları tamir ettirebiliyorsunuz. Kitaplarınız ve notlarınız için de ayrı bir panel mevcut. Hatta yeni topladığınız kitap ve notları anında okuyabilmektesiniz.

The Witcher 3 – Blood and Wine ile birlikte eşya açıklamalarını tercihimize bağlı olarak büyütebilmekteyiz. Eğer oyunu benim benzer biçimde televizyonda oynuyorsanız bu özellik bir hayli işe yarıyor.

Blood and Wine’ın arayüz anlamında bir öteki güzel yönü de envanterimizdeki tabanca ve zırhların önizlemelerinin sunulması. Bu sayede bu tabanca ve zırhları kuşanmadan iyi mi göründüklerini öğrenebiliyoruz. Witcher setleri için haiz olduğumuz boyaları da bu boyaları uygulamadan önizleme imkanına sahibiz.

Haritada da yeni filtreleme seçenekleri karşımıza çıkmakta.

Grafikler

Açıkçası Blood and Wine’da grafik anlamında çok büyük bir yenilikle karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Canlı renklerle zenginleştirilen renk paletinin haricinde ışıklandırmalarda geliştirmeler mevcut. Aslına bakarsan orijinal oyunun grafik kalitesi bir hayli yüksekti ve halen de orijinal oyun en iyi grafikli rol yapma oyunları arasında. Blood and Wine bu anlamda teknolojik olarak tatmin edici seviyede.

Genel Değerlendirme

Blood and Wine’ı değerlendirirken ilk önce bundan önceki DLC olan Hearts of Stone ile, sonra orijinal oyunla kıyaslayacağız.

Blood and Wine Hearts of Stone’a bakılırsa daha varlıklı bir içerik sunuyor; fakat öykü anlamında bir adım geride kalıyor. Hearts of Stone’un çok daha ucuz bir DLC olduğunu belirtmekte de fayda var.

Blood and Wine orijinal oyun ile kıyaslandığında 2-3 kat daha ufak bir haritaya ve çok daha kısa bir hikayeye haiz. Bunun yanında görev ve keşfedilecek yer sayısı küçümsenecek oranda değil. Orijinal oyun 75 TL fiyatla satılıyor, Blood and Wine ise 60 TL satış fiyatına haiz. Bu anlamda Blood and Wine devasa yükseklikte bir fiyata sahip. Eğer bu genişleme paketine ayıracak bütçeniz sınırı olanysa Steam yada GOG.Com üzerindeki özel indirimleri takip etmeniz daha iyi bir seçenek. Blood and Wine’ın 40 TL yöreında olması ideal bir fiyatlandırma olabilirdi.

Blood and Wine’ın fiyatının yüksek olmasına karşın bu onun kalitesiz bir içerik olduğu anlamına gelmiyor. CD Projekt Red daha önceki ek içeriklerde olduğu şeklinde bu içerikte de özverili bir çalışma yapmış. Orijinal oyunun hatrına bile bu içerik satın alınıp oynanabilir. Üstelik Blood and Wine’ın Geralt’ın son macerası olduğunu, sonraki Witcher oyunlarında yeni kahramanların karşımıza çıkacağını belirtmekte yarar var. Doğrusu Geralt ile son bir kere maceraya atılmak isterseniz bu şansı kaçırmayın.

Sosyal Ağlarda Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

UA-74592564-1 1.254 views