For Honor İnceleme

Oyun Yunus Emre 63 views

For Honor, uzun bir bekleyişin ardından piyasaya sürüldü. PC, PS4 ve Xbox One platformları için raflardaki yerini alan oyun, belki de uzun süredir beklediğimiz bir oyun türünü bizlere sunuyordu. Gösterilen ilk videoların ardından oyuna dair kafamızda birçok soru oluşsa da oyunun çıkmasının ardından Ubisoft’un bu işi oldukça iyi kotardığını ve bizlere son zamanlarda gördüğümüz en iyi yapımlardan bir tanesini sunduğunu gördük.

Oyun için dövüş sistemi ölüm kalım meseliydi. Aksan bir unsur ya da yolunda gitmeyen bir ayar, bütün oyunu yerler bir edebilirdi. Beta sürecinde oyuna göz attıktan sonra yapımcıların bu işi kurtardıklarını zaten görmüştük. Tam oyunda da herhangi bir değişikliğe gidilmeden, belki biraz olsun dengeler daha iyi ayarlanarak oyun karşımıza çıktı.

Hikaye

Oyunda üç farklı savaşçı ırkı bulunuyor. Bu ırkların altında da dört fazlı karakter bulunuyor. Kendine has özellikleri bulunan bu karakterler, çoğu zaman bu özellikleri avantaj sağlasalar da farklı ırktaki dövüşçüler ile karşılaştıklarında bazen çuvallayabiliyorlar. Ubisoft bu sistemi, oyundaki dengeyi sağlamak için yerleştirmiş.

Şövalyeler, parlayan zırhları ve ağır silahları ile dikkat çeken ırk. Warden, Conqueror, Peacekeeper ve Lawbringer, olmak üzere altında dört farklı karakter bulunduruyor. Bu karakterler zırh ve silah seçimlerine göre ayrılıyorlar.

Vikingler, diğer ırklara göre daha ağır silahlarla kuşanmış oluyorlar ve saldırıları daha güçlü oluyor. Fakat doğru karakterle onları alt etmek oldukça kolay. Raider, Warlord, Berserker ve Valkyrie isimli karakterlere sahipler.

Samuraylar, bildiğiniz üzere tarihin en unutulmaz savaşçıları arasındalar. Keskin kılıçları ve çeviklikleri ile saldırı konusunda yeterli olsalar da savunma konusunda kimi zaman çaresiz kalabiliyorlar. Bu ırk da Kensei, Shugoki, Orochi ve Nobushi olmak üzere dört farklı karaktere sahip.

Tüm bu karakterler ve ırklar kendilerine has oynanış tarzlarına sahipler. Bu sebeple bir ırk seçtikten sonra bütün bu karakterleri, yapay zekaya karşı denemenizi öneririm. Böylece sizin oyun tarzınıza en uygununu bulabilirsiniz. Yazmakla olmayacak şekilde kompleks olan bu sistemi en iyi anlamak için deneyimlemek en iyisi. Irklara dair bütün bu ayrıntıları aklımızda tutarak, oyunun hikayesinden söz etmeye başlamaya hazırız diye düşünüyorum.

Öncelikle For Honor ilk gösterildiğinde, oyunda bir hikaye olmayacağı hissiyatına kapılmıştık. Keza videolarda yer alan kesitler de çok oyunculu taraftan alınan görüntülerden oluşuyordu. Ardından Ubisoft bir de hikaye sinematiği yayınlayınca, karşımızda hikaye bölümlerinin yer alacağını da kesinlemiş olduk.

Fakat burada bir başka sorun daha belirdi: Tam bir hikaye mi bizleri bekliyordu yoksa öylece geçiştirilmiş bölümler mi görecektik? Son zamanlarda multiplayera odaklı oyunların bir kısmında, neredeyse eğitim bölümleri diyebileceğimiz hikayeler gördük. Battlefield 3 bunların arasında en unutamayacaklarımızdan bir tanesiyken, Rainbow Six Siege ve hikaye denemeyecek olsa da Titanfall bunun örnekleriydi. Ubisoft’un da böylesine bir ikilemde kaldığını görebiliyorduk; ancak oyunun hikayesinin gerçekten tadında olduğunu söylemeden geçemeyiz.

Hikaye bölümler, her savaşçı ırka göre düzenlenmiş ve oldukça uzun sürüyor. Şövalyeler ile başladığımız hikayede önce bizlere bütün bu ırkların neden savaşta oldukları biraz olsun anlatılıyor ve şövalyelerin kendi içlerindeki mücadelelerden bahsediliyor. Aslında temelde diğer ırklar için de benzer bir yol izlenmiş. Heyecan seviyesinin bir hayli yukarıda olduğu bu bölümlerde Ubisoft, hem bize yukarıda saydığımız tüm savaşçıları tanıtıyor hem de direkt olarak bir hikaye sunuyor. Gerek ara sahneler gerekse sinematikler ile hikayenin ilerleyişi sağlanıyor.

Yine de karşınızda öyle dallanıp budaklanan, komplike bir hikaye durmuyor. Basit, anlaşılır ve akıcı bir hikaye görüyorsunuz. Heyecan dozu yukarılarda olan bu bölümler boyunca, Vikingler’in en başında atla yaptığımız gibi gerçekten muhteşem anlar görmek de mümkün.

Temelde bir yükseliş ya da düşüş hikayesinin temelinde, ırklara dair detayların sunulduğu hikaye bölümlerinin, bizden tam not almasa da beklentilerin çok yukarısında olduğunu söylemek mümkün.

Oynanış

Girişte de dediğimiz gibi oynanış For Honor için ölüm kalım meselesiydi. Hele de oyun dünyası içerisinde çok az değinilmiş bir oyun türünde karşımıza çıkarken. Oyuncular olarak bu türde Mount & Blade gibi harika bir oyunun yanı sıra Ryse: Son of Rome gibi kötü örnekler de görmüştük. Haliyle For Honor, tutulmak isteyen bir oyun olmak istiyorsa, bu işi tamamen çözmeliydi.

Beta süreci boyunca sağ, sol ve üst olarak sınırlandırılmış saldırı ve savunmanın, bir yerden sonra sıkabileceğini düşünmüştüm. For Honor her ne kadar Dynasty Warrior olmasa da yine de daha serbest bir oynanışla bizlerle buluşabilirdi diye düşüncelere sahiptim. Daha doğrusu kafamda, Street Fighter gibi komboların serbest ve dövüş mekaniklerinin istenildiği gibi kullanılabildiği ve bunun For Honor’a entegre edildiği bir sistem vardı. Fakat oyunun tam sürümünü oynayınca, bunun For Honor için neredeyse ideal olduğunu görmem de mümkün oldu.

Her ne kadar izlerken çok kolay görünse de oyunun dövüş mekaniklerinin bir hayli zor olduğunu ve oyuncunun aynı anda farklı şeyleri gözetmek durumunda olduğunun da altını çizmek gerek. Birebir dövüşlerde daha rahat pozisyonlarda yer alsanız da iki kişiyle ya da daha fazlasıyla dövüşürken, hareketlerinizin zamanlamasını doğru yapmanız ve aynı anda aşağıda sayacağımız çoğu şeye dikkat etmeniz gerekiyor. Haliyle oyun hem zorluyor hem de bu zorluktan bize bambaşka bir eğlence devşirmeyi başarıyor. Biraz olsun dövüşü anlatacak olursak, savunma ve saldırı olarak iki ye bölüp, şöyle diyebiliriz:

For Honor, oyunda The Art of Battle olarak adlandırılan ve kılıçla dövüşlere inanılmaz bir hassasiyet kazandıran bir sistemi kullanıyor. Daha önce Ryse: Son of Rome gibi örneklerinde gördüğümüzün aksine For Honor, bazı tuşlara art arda basarak çeşitli vuruşlar yapmamızı sağlamak yerine, bunu tam bir kontrol usulüne çevirerek, gerçek bir dövüş hissiyatı uyandırıyor.

Oyunun çoğu karşılıklı kılıç dövüşlerine dayanıyor ve bu savaşları kazanmak için de -bugünlerde az görsek de- sabır ve zamanlama istiyor. Oyun içerisinde Guard System olarak adlandırılan bir sistemle, oyuncular saldırı ve savunma için silahlarının konumlarını ayarlıyorlar ve böylece ortaya gerçekçi bir dövüş çıkıyor.

İki rakip karşı karşıya geldiğinde, silahlarını üç yönde tutabiliyorlar. Silahlarını sağ, sol ya da yukarı pozisyonlarına ayarlayan oyuncular, buna göre saldırı ya da savunma gerçekleştirebiliyorlar.

Koruma Modu (Guard Mode)

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi oyun Guard Mode isimli bir sistemle dövüş mekaniklerini oluşturuyor. Bu sistemle birlikte oyuncular, bir başka oyuncu ile karşılaştıklarında LT, L2 ya da CTRL (sırasıyla Xbox, PS4 ve PC) tuşuna basarak, rakiplerine odaklanıyorlar. Bu tuşa bastıktan sonra seçtiğiniz rakibinize göre ekran hareket etmeye başlıyor ve karakteriniz de yine buna göre adımlar atıyor.

Bu tuşa basmanızla birlikte karakteriniz saldırı ya da savunma için en uygun konuma geçiyor ve rakibinin hareketlerini daha kolay takip edebiliyor. Rakipler arasında geçiş yapmak için de yine aynı tuşa basmanız ve seçmek istediğiniz rakibinize doğru dönerek tuşa tekrar dokunmanız yeterli oluyor.

Engelleme

Gelen saldırıları engellemek, oyunun ana kurallarından bir tanesi. Bunu yaparken de silahınızın konumunu, rakibinize göre ayarlamanız gerekiyor. Kontrolörlerde bunu sağ joystick ile yaparken, bilgisayar üzerinde Mouse hareketleri ile kontrol etmeniz mümkün.

Örneğin; bir dövüş sırasında rakibiniz silahını sağ tarafta tutuyorsa, bu onun sağ taraftan saldırı yapacağı anlamına geliyor. Eğer siz de silahınızı o tarafa geçirmezseniz, saldırı gerçekleşiyor. Fakat saldırı öncesinde silahınızı sağ tarafa geçirdiğiniz anda, o saldırıyı engelleyebiliyorsunuz.

Saldırı

Saldırılar da For Honor’ın ikinci vazgeçilmez mekaniği. Bunu yapmak için öncelikle rakibinize odaklanmanız gerekiyor. Ardından rakibinizin korumaya almadığı tarafını görerek, hafif ya da ağır olmak üzere iki farklı saldırı türünden bir tanesini seçebiliyorsunuz.

Ağır saldırı yapabilmek için R2, RT ya da E tuşlarına basıyorsunuz. Hafif saldırı için R1 ve RB tuşlarını kullanmanız mümkün. Tahmin ettiğiniz üzere ağır saldırılar daha çok hasar verirken, hafif saldırılar daha az hasar vermelerine rağmen daha kısa sürede görevlerini yerine getirebiliyorlar.

Hemen üstte anlattıklarımız oyunun temel mekaniklerini oluştururken, savaş taktiklerinin ve tarzlarının her kahramana ve ırka göre değişiklik gösterdiğinin de altını çizelim. Yani bütün her şeyi öğrenmek için oyuna girip, kendiniz deneyimleniz en iyisi.

Defans bozma

Oyun içerisinde Guard Break olarak adlandırılan bu hareket X, Kare ve orta Mouse tuşu ile yapılabiliyor. Bu tuşa basmanızla birlikte karakteriniz küçük bir dürtme hareketi ile karşı karakterin Guard modundan çıkmasını ya da defansının kırılmasını sağlayabiliyor.

Fırlatma

Dövüşü kazandıktan sonra yine X, Kare ve orta Mouse tuşuna iki kere basarak, çevrenizdeki şeylerin bazılarını ya da öldürdüğünüz karaktere dair parçaları atabiliyorsunuz. Böylece kendinize daha güvenli bir bölgeye ya da alana geçmek için zaman kazandırıyorsunuz.

Kaçma

Rakiplerinizden kurtulmak için yapabileceğiniz hareketlerden bir tanesi de yana ya da arkaya doğru kaçmak. Bunun için A, X ya da Space+geri tuşlarını kullanmanız gerekiyor. Size doğru gelen ağır bir saldırıdan ya da iki kişinin aynı anda yaptığı saldırılardan doğru zamanlama ile bu şekilde kurtulabiliyorsunuz.

Savuşturma

Parry sistemi ile birlikte rakibinizin yaptığı saldırıları karşılamak ve onu bir adım geriye göndermek mümkün. Bunu yapmak için ise zamanlamanızı tam olarak ayarlamanız gerekiyor. Size doğru bir saldırı yöneldiğinde, aynı anda siz de ağır bir saldırı yaparsanız, rakibinizi savuşturup, onu bir adım geriye gönderebiliyorsunuz.

İnfaz

Rakibinizi egale ettikten sonra ekranda beliren tuşlara da dikkat etmeniz gerekiyor. Hızlıca ekrana gelip sonra ortadan kaybolan bu tuşları zamanında yakalarsanız, İnfaz hareketi devreye giriyor ve rakibinizi feci şekilde öldürüyorsunuz.

Multiplayer

Oyunun asıl noktası olan çok oyunculu bölümler, gerçekten iyi tasarlanmışlar ve çeşitlilikleri ile oyuncuları sıkmadan, aynı şeyleri tekrar tekrar yapma isteği uyandırmayı başarıyorlar. İyi hazırlanmış oyun modlarının yanı sıra bölge haritası gibi yenilikçi ve heyecan verici bir fikirle birlikte, For Honor’ın multiplayer tarafı bizden tam not almayı başarıyor. İsterseniz öncelikle bu bölge haritasının ne olduğuna bir bakalım:

Oyunun kendine has özelliklerinden bir tanesi de Faction War ismiyle sürmekte olan büyük savaş. Bu savaşta bütün ırklar kendilerine ait bölgelerde savunma ve saldırı yapabiliyorlar. Eğer yaptıkları saldırılar başarılı olursa, karşı takımın bölgelerine de kendi bayraklarını dikiyorlar.

For Honor kitlesini canlı tutmak için hazırlanmış olan bu sistemin işlemesi için oyuncuların maçlara girmesi gerekiyor. Kazandıkları her maçtan sonra büyük savaşa katkı yapacak puanlar kazanıyorlar. Ardından bu puanları, savaş bölgeleri üzerindeki herhangi bir yere yatırıyorlar. Bunun sonucunda puanı daha yüksek olan takım, o bölgeyi kazanıyor ya da savunmayı başarıyor.

İşin güzel kısmı ise bu haritanın bütün platformlarda ortak olması. Yani PC üzerinden de konsol üzerinden de oyuna giren oyuncular, aynı haritayı ve aynı savaşları görüyorlar. Böylece sezonlar boyunca devam edecek büyük mücadelenin fitili ateşlenmiş oluyor.

Duel: 1’e 1 oynadığınız bu oyun modunda karşınızda sadece bir karakter bulunuyor ve onunla “Allah ne verdiyse” dövüşüyorsunuz. Bu dövüşler, oyunda şimdilik yer alan haritaların çok küçük bir bölümünde gerçekleşiyor. Yani öyle kaçma kovalamaca da yok; direkt karşı karşıya geliyor ve kazanmaya uğraşıyorsunuz. Beta süreci olduğundan oyuncular şimdilik tuşlara rastgele basıp dövüşmeyi tercih ediyorlar; ancak biraz tecrübe kazanmalarının ardından müthiş dövüşler izleyeceğimiz aşikar.

Brawl: 2’ye 2 temelli olan bu oyun modunda da yine iki oyuncu birbiri ile dövüşüyor. Burada bir başka zorluk daha devreye sokulmuş: Harita şartları. Yani dövüştüğünüz haritaya küçük tuzaklar kurulmuş. Örneğin; bir haritada gayzerler yer alıyor. Hem rakip oyuncuları kontrol etmeniz hem de bu gayzerlerin patlamalarından kaçmanız gerekiyor. Haliyle oyuna bir başka çeşitlilik daha ekleniyor. Burada birlikte oynadığınız oyuncunun seviyesinin bir hayli iyi olması da elzem. Çünkü o öldüğü anda iki oyuncu ile aynı anda mücadele etmek neredeyse imkansız. Bu sebeple ikinizin de aynı anda aynı derece iyi oynamanız gerekiyor.

Dominion: Oyunun asıl oyun modu 4’e 4 gerçekleşen Dominion. İşin MOBA tarafı da tam olarak burada başlıyor. Oynadığınız her haritada üç farklı “line” ya da koridor yer almakta. Bu koridorlar, diğer oyunlarda olduğu gibi eşit derece önemli değiller. Asıl savaş orta koridorda dönerken, diğer koridorlar daha dar ve çetrefilli yollara sahipler.

Dominion’da temel olay A,B ve C noktalarını elde tutmak ve tuttuğunuz süre boyunca puan kazanmak. Bu modu diğer oyunlarda da çokça görmüş olabilirsiniz. Fakat burada devreye piyonlar da giriyor. Yani diğer oyun modlarında sadece rakip karakterlere karşı savaşırken, burada hem yapay zeka askerlere hem de karakterlere karşı savaşıyorsunuz.

Tüm bu oyun modlarının yanı sıra oyunda karakter açma ve silah edinme gibi durumlar da mevcut. Oyuna başladığınızda size ücretsiz olarak üç tane karakter veriliyor. Bu karakterler herkesin oynayabileceği, çok da numarası olmayan, ücretsiz karakterler. Fakat farklı özelliklere ve oyun tarzlarına sahip olan karakterler edinmek istediğinizde, oyun içi paranızdan ödeme yapmanız gerekiyor. Keza kendi karakterinize daha güçlü bir silah almak için de para yatırmanız kaçınılmaz.

Oyun içerisinde yeni zırhlar açmak vb. şeyler kullanmak için demir kullanıyor. Her maçtan sonra oyun size belirli bir oranda demir veriyor ve bunlarla karakterinize yeni malzemeler ekleyebiliyorsunuz. Fakat yapay zekaya karşı oynadığını bir maçtan sonra aldığınız demir 10 – 20 arasında değişiyor. Ortalama eşyalar için aldığınız bu miktarları kolayca biriktirmeniz mümkün; ancak iyi bir zırh için 15,000 demir istendiği düşünülürse, biraz olsun para tuzağının ortasındaymışsınız gibi hissedebilirsiniz. Çünkü yüklü miktarda demiri oyun içerisinde gerçek parayla almanız mümkün.

Karar

Beklentilerimizin çok yukarında çıkan hikaye bölümleri, oldukça iyi hazırlanan multiplayer’ın tuzu biberi olmuş. Çoğu zaman, hatta oyuna başlar başlamaz multiplayer yerine hikayeye girmek istiyorsunuz. Hikayenin uzun tutulması yine artı yönlerinden bir tanesi olarak görünüyor. Yine de eğitim bölümüymüşçesine bir ilerleme, hikayenin vuruculuğuna biraz olsun gölge düşürmüş.

Multiplayerda en çok merak ettiğim konulardan bir tanesi olan denge de muhteşem ayarlanmış. Yani “hayvani Viking savaşçıları ile çıtı pıtı Ninjalar karşı karşıya gelirse ne olur” diye kendi kendime düşünüyordum. Beta sürecinde bazı karakterler arasındaki farklar hissedilirken, tam oyunda bunu daha da halledildiğini görebiliyorsunuz. Tabii yine bazı karakterler, bazı karakterlere göre üstünler; ancak herkesin eşit olduğu bir rekabetçi oyun düşünmek de zaten mümkün değil. Yine de güçlü karakterin karşısında görece güçsüz bir karakter de kimi özelliklerini kullanarak ve zamanlamasını iyi ayarlayarak galip gelebiliyor. Bunun yanı sıra farklı oyun modları ile sadece domion’a bağlı kalmadan, oyunu uzun süre oynayabiliyorsunuz.

Grafik konusunda ayrı bir başlık açmaya gerek duymayacak kadar iyi bir oyun For Honor, yine de bazı parlak zırhlarda kaplama sorunlarıyla karşılaştığımızı ve bunların kimi zaman göze battığını da söylemeden geçmeyelim.

 

Sosyal Ağlarda Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

UA-74592564-1 1.219 views